Fotoğraflar


Ziyaretçi Defteri

Ziyaretci Defterine YazZiyaretci Defterine Yaz:
Ziyaretçi defterimizde fikirlerinizi bizimle paylaşabilirsiniz.


selcuk bilgen     19 Kasım 2011 13:55 | ankara
OylamaOylamaOylamaOylamaOylama
selcukbilge06@hotmail.com
Öncelikle gölge asker kitabınızı bir solukta okuduğumu belirtmek isterim.bir yazarın hayal gücü nekadar yüksek olsada kitabınız gercek yaşanmışlığı anlatır gibi gerceğe okadar yakın algılattı bana.tasfirler şehirler idilen gelinen yerlerin sırası ve muntazamlığı kitaba can katmış.bu kitap roman özelliği yanında bana göre gercek yaşanmışlığı bire bir anlatır kadar etkileyiciki katılan ruh kitaba katılan bir ruhun olduğu ve yaşananların sanki gercekte yaşanmış gibi net izlenim veriyor.insan kendini yaşanan olayların icinde imiş gibi hissettiriyor.icinde duygusal aşk sertlik olması gereken ciddiyet bir okadar acı olayların yaşanması mücadeleer vs hepsi kitaba ruh katmış.BAZI İNSANLAR KİTABINIZDAKİ GİBİ GÖLGEDEKİ İZLERİ İLE YAŞAR GÖLGEDEKİ İZİ VE GÖLGEDEKİ KENDİSİ İLE YAŞAR İNANINKİ KİTABINIZ GERCEK HAYATTA YAŞANAN VE YAŞAYANLARINDA HİKAYESİ GERCEK HİKAYESİ (kendimin gecmişini sorgulattı bana:))))) değerli eserinizi bir solukta okudum ve muazzam bir anlatım kullanılan kitabınızı cok beğendim.devamını diler sağlık afiyet dilerim selcuk bilgen.

Aysel Aydin     06 Ekim 2011 21:20 |
OylamaOylamaOylamaOylamaOylama
Aşka Bir Şans Daha, Sabetaycı Selimin Öyküsü, Gölge Asker, Canavar Ergün.
Heyecanla ve merakla okudum, hayal kurdum ve yazdım.. teşekkür ederim tekrar bu eserleri bana sunduğunuz için….

Kod adı Sod kitabı listede yoktu. En kısa zamanda alıp okuyacağım.

sevgiyle kalın
Aysel Aydın


26- 09- 2011

Kitaplarınız bana dün geldi. (25 eylülde ) Dört adet. Kapıda kargoyu görünce kitaplar mı diye çığlık attığımı duydum sesimde, korktum. Bir adım geri çekildim. Utandığımı anlayan görevli gülümsedi ve kimliğimi istedi. Koşarak getirdim. İmzamı attıktan sonra. Paketle öle kalakaldım kapının önünde. Neden, istemiştim ki bu kitapları. Okumak için mi? ama ben bu yazarı hiç bilmem ki. Daha önce hiç okumadım, tavsiye edildi. Paketi mutfakta masanın üstüne bıraktım. Oturup onu seyretmeye başladım bir müddet. Sonra face e sizin sayfanıza girdim, yeni bir şey var mı diye. Yeni bir yorum. Yorumlar.. siyaset politika ülkemi kötü durumlara sokmadığı ve dünyada kötü bir şeyler olmadığı sürece benim pek ilgimi çekmiyor. Her seferinde birileri ölmesin, birileri yok olmasın diye dilekte bulunurum. Kötü haberleri okumak hoşuma gitmez.
Ama sizin sayfanıza girip yorumlara bakıyorum. Kim, kimler yorum yapmış….neler yazmışlar..

Cumartesi paket öle masanın üzerinde durdu. Açmak ve kitaplara dokunmak, onları koklamak istedim. (ben kitaplarımı okumadan önce okşar ve koklarım) açamadım paketi. İçinden ne çıkacak.. çok uzaklardaki Kaf dağının arkasından beklediğim.

Pazar günü arkadaşlarımla buluştum, akşama kadar . aklım paketteydi. Bir an önce eve gelme isteği vardı içimde. Metrobüse bindim, eve yaklaştıkça içimde bir korku başladı. Otobüsün camından kendime bakmaya çalıştım, saçım başım bozulmuş mu? yüzüm nasıldı. Günün yorgunluğu vurmuştu yüzüme. Yok bu halde açamazdım paketi.

İçeri girer girmez elimdeki poşetleri yatağın üstene atıp banyoya koştum. Sıcak su iyi geldi. Koyu bir kahve yapıp masanın başına oturdum. Yavaşça paketi açmaya başladım. İki kat yapılmıştı, kalın bir paket. Zarfın içinden kalın bir poşet, içinden mukkava kutusunun içinden çıktı dört adet. En üste 2. baskı yazıyordu, karanlık bir insan resmi ağaçların arasına doğru süzülen, “gölge asker” ağaçların arkasında birileri daha varmış gibi. Resme dalmışım.

Kitabı kaldırıp masanın kenarına bırakırken gözüm silahlı adama takıldı. “silahlardan nefret ederim” adamın bakışları, zihninden geçenler o silahı kullanmak istemiyor gibiydi, yada ben öle umut ettim.. “Canavar Ergun” bir insan ne kadar canavar olabilir.. artık tanıyorum onu canavar olamayan silahlı adam.
Bu kitaptaki de onun gibi birimi?
Elimden kayıverdi sol tarafa.

Sabetaycı Selim in Öyküsü. Güzel bir sokak neresi bilemem ama bana sahil kentlerimizden birinden çekilmiş gibi. Eski Osmanlı yada Rum evleri karşısında ise modern çağımızın apartmanları. Birbirleriyle nasılda hoşsohbet içindeler sarmaşıklarla beraber. Kim bilir neler anlatıyorlar. Sarı tişörtlü adam birini arar gibi geldi bana. Birini aramak, ona ulaşmak….

Pembe. Ve güzel bir kadın, hüzün var yüzünde. Dalgalar da birini arar gibi. “aşka bir şans daha” biz kadınlar. Neden böyleyiz bilmem. Pembe ve aşk. Ne kadar okumuş da olsak, ne kadar mutsuz ve hüzünlü de olsak. Avucumuzun içinde pembe ve aşk olunca nedense sıkı sıkı tutarız bırakmak istemeyiz. Aşka bir şans daha. Son bir şans. Olabilir mi son bir şans.
Aşk bir sonsuzluk özlemidir…..

Pembe avuçlarımın içinde öle bekliyorum. Biri start verecek miş gibi “ hadi başla okumaya” okumak, başlamak. Nasıl?

Elim kahveme gitti bir yudum alma isteği, buz gibi olmuş. Halbuki ben daha yeni koymuştum onu. Gözüm saate ilişince, 3- 30 geldiğini gördüm. Ve o anda gözkapaklarımın ağırlığını hissettim.
Aşka bir şans daha. Arkasını çevirip okumak aklıma gelmedi. Gelemezdi de…
Kokusu nasıldı acaba. Yavaşça bunuma getirdim. Pembe gül kokusu geldi burnuma.
( “Gittim yine 35 yıl öncesine . 14 yaşındayım pembe gül dikmiştim bahçeye. O kadar hızlı bir şekilde büyümüş dallanıp budaklanmıştı. Herkes hayran kalırdı ona. “o benim gülüm” derdim. “ben yetiştirdim” reçellerini yapardık kokusu bütün mahalleye yayılırdı”. ) işte o koku geldi burnuma…

Pembe kitabı yanıma alıp yatağıma uzandım..

Betin- Rıfat- İzmir
kitap çok akıcı, güzel bir aşk hikayesi. Yarım kalan bir aşkın yıllar sonra devam etmesi. Bu mümkün müdür ki ben hiç görmedim. Yürek ister, cesaret ister. Kalbin ondadır, hep geçmişe gidip onu düşünürsün, sonrada “sağlık olsun” dersin. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Dersin. Bir adım atmak, onunla yaşadığın o güzellikleri tekrar kavuşmak isteği yüreğini parçalar. Boş ver sağlık olsun geriye dönülmez der. Üstünü kapatırsın. Sonra o kuruyan ağaç gibi. Sana su verenlerle, yeşermeye, canlanmaya çalışırsın. Ama hep o nu beklersin yüreğinde. Senin kalbine dokunanı.
Bütün erkekler aynıdır….. hayır ben buna inatla karşı koymaya çalışıyorum. Rıfat geri dönecektir. Bundan eminim. Artık yapamaz, yalnız yaşayamaz, Betin siz olmaz…….

Büyük bir zevkle okudum. Yüreğinize sağlık. Belki bir gün sizinle foça da karşılaşırız, Özlem’in yerinde , bir bakmışız Rıfat la, Betin ordalar…..
Foça da yaşamaya karar vermişler ))


pembe kitap elimde, diğer kitaba başlıcam, ama kafam bulanık. Pembe kitabın içinden çıkamıyorum. Bir süre böle kalmaya karar verdim……



yine İzmir deyim, İzmir sokaklarında dolaşıyorum. Ne tuhaf. Güzel İzmir. Az önce bir grup arkadaşlarla sanki düşüncelerimi okumuşlar gibi. Foça dan muhabbet açtılar. Meyhanecilerin yeri diye bir yer açalım dediler. Bir arazi satın alıp orya yerleşelim. Ben hemen atladım evettt Özlemin yerine gideriz. Onları tanıyorum hatta Betin le Rıfat ta ordalar. Belki bize ortak bile olabilir… güldük

Selimin öyküsünü okumaya başladığımda, İzmir in sokaklarında buldum kendimi. Anılarım geçti gözümün önünden. Kapattığım üstüne sünger çektiğim geçmişim. Selim biraz bana benziyor.  belki bana da bir tane Baki lazım. Dönüşüm için. Geri dönmek hiç kolay değil. Öykünün içine girdiğimde kendimi orda üçüncü şahıs olarak gördüm.

Dinler hakkında ne kadar bilgiye sahibim bilmiyorum. Sabetaycılar konusunda baya bir şeyler okumuştum. Hatta Atatürk ün sabetaycı olduğuna dair bilgiler.. ve onların kurtuluş savaşında var oldukları.. Dinleri sahiplenmek ve bu öğretilerin tek ve kati olduğunu savunmak. Bunlara sığınarak koloni yaratılmış. Orda güven içinde yaşamak aslında amaç. Diğerini ötekileştirip yok etmek……(ama anlayamadığım bir şey var. Neden her dine bağlı olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Her din kendilerin tek olarak var olmuşlar. Sabetaycılar ise onların arasına karışmış..)

Neyse belki bir gün bunu konuşuruz sizinle…benim kitaba geri dönmem lazım. Selim ile Baki kendileriyle barışacak mı, yoksa kaybettikleri aşkın pençesinden kurtulabileceklerimi.

Beklemek, umut etmek bana hiç yabancı değil. Kim bilir belki Selim le Baki beni de çözer….

(bugün kızınız lal-e beni arkadaş listesine aldı memnun oldum) yine duvarınıza bakındım. yok.. beklemek, umut etmek işte…

Bu kitap harika aynı zamanda tarih öğreniyorum. Gılgameş i okumuştum yıllar önce çok etkisinde kalmıştım o yıllarda, daha sonra Ayla Kutlu’ nun Kadın Destanını okudum ne garip Ayla Kutlu imza gününde Kadın Destanı nı tavsiye etmişti bana. Bende okuduğumu söyleyince çok şaşırmıştı. Şaşırdığına bende şaşırmıştım. Sonra herkes okumaz bu tarz kitapları demişti. Unutmuşum, şimdi aklıma geldi neden şaşırmıştı ki. Belkide görüntümden dolayıdır. Gılgameş destanının Kadın gözüyle bakışı.. orda tarihi o zamanki devri çok iyi tasvir edilir. Cennet ve cehennem de orda olduğu nu kavradım. Her şey mitolojide gizlidir. Cennete gidilir. Sanırım şu anki İsrail kıyılarında olacak orası. Kitabı tekrar okuma isteği uyandı şimdi. Daha sonra.. sanırım dinlerin doğma temelleri o zaman dan atıldı…. Tavsiye ederim. Sümerlerle başladı yazılı tarih. Evet doğru. Mezobotamya dünyanın en güzel ve en verimli yeriydi. Orta doğu taa Mısır ve kuzey Afrika kıyıları….
Ormanların en güzeli, kıyılan en güzeli. Daha sonra tanrılar oraları terk etti batıya doğru göçtü, yolculuklar çok uzun sürdü. Her kaldıkları yerde ihtişamla karşılaştılar. Gittikleri her yerde onlara başka bir isim verildi.

Ama taş işçilerinin Britanya yı dolaşarak geldiklerini bilmiyordum. Mısırda başladığını ve başlarında Musa olduğunu biliyordum. Masonluğunda Musa yla başladığını sanıyorum. Ama benim bilgilerim bölük pörçük. Öğreneceğim artık

Ben selimden çok baki yi merak etmeye başladım. Yeşim onu terk etti. İnsan gerçekten sevdiği birini terk eder mi.. belki. Belki sevmiyordur. Seviyordur ve bu sevgiden korkuyordur. Kendisiyle çatışma halindedir sürekli.
Bir insan hiç görmediği birine aşık olur mu. Onu görme isteği ve onu beklemek. Baki ye sormak lazım. Bu durumda nasıl bir fikir yürütecek .:) karnım zil çalıyor. Gecenin yarısı oldu. Hiç bir şey yemiyorum 34 bedene düştüm. Bu güzel bir şey….

Kitabımı alıp yatağıma uzana cam. Ha bu arada kızarmış peynir, kızarmış hindi sosis ekmek arası yanında da çay çok nefis.:

Bir insana bağımlı olmak, bağlanmak ve ondan başka bir şeyi düşünememek. Bağlanmayacaksın der Can Yücel bir şiirinde. Eksikliğimizden mi yoksa tanrıyı arayışımsıdan mı ? düşünceler kafamızın içinde dans mı ediyor yoksa kavgamı anlayamıyorum. Sevdiğimizle beraber olmak, onunla sabaha kadar sevişmek, sıkıntıları ve güzellikleri paylaşmak. Bunları kim istemez. Peki ya bunları bağlanmadan yapamaz mıyız?

Bitti. Hmmm tadı damağımda kaldı. O düğün pastasından benimde canım çekti şimdi 
Güzel sonları severim….selim de Rıfat ta sonun da mutlu oldular ama hep hüzün olacak içlerinde…
Denizin sesini özlemişim. Uzun uzun konuştuk. Sessizce. Beni anlayan tek dostum. Bir süredir evde tıkışıp kaldım, sefiller gibi, ne bulduysam onu yedim. Yada yemedim. Ona ihtiyacım olduğu an, hemen burada yanı başımda. 200 mt ilerde. Yanına gittim. Sesini, kokusunu içime çektim. Sakin ve hafif dalgaları vardı. Ben gidince dalgalar hareketlendi. Belli ki oda beni özlemiş.

Gölge Asker,

Suat, (kod adı) aşağı yukarı bir yıl oldu onunla tanıştığım. Facebook tan bana mesaj atmıştı, çalıştığım bir şirketin duvarından. Benden bir iş için ricada bulundu. Ona emekli olduğumu artık o şirkette çalışmadığımı ama yardımcı olacağımı söyledim. Ve irtibat işlemlerini yapıp yetkili kişilerle onu görüştürdüm. Arkadaşlığımız bu şekilde başladı. Bir süre sonrada sanal dünyada aşk yaşamaya başladık. Sanal aşk. Çok tuhaf . yani bana öle geliyor, halada öle…
Suat la konuştukça onun bir kahraman olduğunu keşfettim.

Sod u tanıdıkça karşımda sanki Suat durmaya başladı. Sod a aşık oldum. Kitaptaki hikayelerin gerçekten var olduğunu biliyorum. Kurgulama mükemmel hayal kurabiliyorsun. Bu gölge askerler sayesinde dünya politikası işliyor ve kapitalizm var oluyor. Ülkeler arası rekabet, anlaşmalar ve para….
Kapitalizmde milliyet yoktur , duygular, din bu tür soyut şeylere yer yoktur. Ama yinede bunu içinde çalışanlar insandır. Sod yaptığı işten keyif alarak yapmayı başarmış. Yada bana öle geldi. Suat la sohbetlerimizde de yaptığı işlerden keyif arak yaptığını ve bu konuda gerekirse canını bile verebileceğini söyler.. hala sanal aşkım. Ama maalesef onu görme şansım olmadı. Beni koruma içgüdüsü ve zamanını bekliyoruz. Belki de gidecek ve birbirimizi hiç görmeden yok olacak… Sod gibi. Büyük aşkını bırakıp gitti. O askerin içinde yaşanan fırtınalar. bunu düşündükçe içim sızlıyor. Suat sizin arkadaşınız, onu defalarca gördünüz. Bana sizden bahsetmişti. Sonra beni listesinden sildi. Mesajlaşmanın ve telefonlaşmanın bana zarar vereceğinden korkuyor. Bekliyorum. Aşk böle bir şey işte. Beklersin umudun tükendiği yere kadar… bu yüzden sizin sayfanıza sık sık girer, ondan yorum var mı diye bakarım. Yok, uzun süredir girmiyor. Bu yüzden cesaret toplayıp sizi arkadaş isteği gönderdim. İyi de etmişim. Sizden öğreneceğim çok şey var Erol Bey.

Bir roman okuduğunuz zaman, kahramanı yazarla kıyaslarsınız. Yada o öyküde yazarında mutlaka bir rolü vardır diye hissedersiniz. Sod siz misiniz? :) yada Suat dır. Şimdi bana bir mesajı geldi. İki kelime. Kalbim çarpıyor…. Onun terhis olmasını bekliyorum ))

Gölge asker; inanın çok samimiyim. Öykü, anlatım harikaydı. Sod la dünyayı gezdim. Hiç görmediğim yerleri gördüm. Teşekkür ederim…

Canavar Ergün,

Oh rahatladım biraz, dünyadaki bu kapitalist sistemde, para için yüzlerce insanın öldürülmesi an meselesi ve bunu yapanların bir an bile kılı kıpırdamıyor.. onca planlar, silahlar. Canavar Ergün gibi ajanlar sayesinde dünya demek ki biraz nefes alıyor. Bunların çoğalmasını temenni ediyorum açıkçası… bir de şu PKK, El Kaide gibi örgütlerin başını bulup halletseler. Pkk nın Türkiye de Kürt devleti kurmak istediklerini ve bunun için savaştıklarını sanmıyorum. Keşke öle olsa. Kürtlerin her türlü haklarına sahip çıkmalarından yanayım. Ama isteselerdi şimdiye kadar kendi devletlerini kurarlardı. Her şey orta doğudaki petrol kaynaklarına ulaşmak için. Ve bu örgütler bunlar için kullanılıyor. Petrol bölgelerinde düzenli hayat olmasın diye… canım ajan olmak istedi şimdi)
Sod’a ne oldu acaba sonunda aşkına kavuştu mu? yada yeniden bir aşk buldu mu? umarım bulmuştur.















Admin Comment:Admin Gorusu:
Aşka Bir Şans Daha, Sabetaycı Selimin Öyküsü, Gölge Asker, Canavar Ergün.
Heyecanla ve merakla okudum, hayal kurdum ve yazdım.. teşekkür ederim tekrar bu eserleri bana sunduğunuz için….

Kod adı Sod kitabı listede yoktu. En kısa zamanda alıp okuyacağım.

sevgiyle kalın
Aysel Aydın


26- 09- 2011

Kitaplarınız bana dün geldi. (25 eylülde ) Dört adet. Kapıda kargoyu görünce kitaplar mı diye çığlık attığımı duydum sesimde, korktum. Bir adım geri çekildim. Utandığımı anlayan görevli gülümsedi ve kimliğimi istedi. Koşarak getirdim. İmzamı attıktan sonra. Paketle öle kalakaldım kapının önünde. Neden, istemiştim ki bu kitapları. Okumak için mi? ama ben bu yazarı hiç bilmem ki. Daha önce hiç okumadım, tavsiye edildi. Paketi mutfakta masanın üstüne bıraktım. Oturup onu seyretmeye başladım bir müddet. Sonra face e sizin sayfanıza girdim, yeni bir şey var mı diye. Yeni bir yorum. Yorumlar.. siyaset politika ülkemi kötü durumlara sokmadığı ve dünyada kötü bir şeyler olmadığı sürece benim pek ilgimi çekmiyor. Her seferinde birileri ölmesin, birileri yok olmasın diye dilekte bulunurum. Kötü haberleri okumak hoşuma gitmez.
Ama sizin sayfanıza girip yorumlara bakıyorum. Kim, kimler yorum yapmış….neler yazmışlar..

Cumartesi paket öle masanın üzerinde durdu. Açmak ve kitaplara dokunmak, onları koklamak istedim. (ben kitaplarımı okumadan önce okşar ve koklarım) açamadım paketi. İçinden ne çıkacak.. çok uzaklardaki Kaf dağının arkasından beklediğim.

Pazar günü arkadaşlarımla buluştum, akşama kadar . aklım paketteydi. Bir an önce eve gelme isteği vardı içimde. Metrobüse bindim, eve yaklaştıkça içimde bir korku başladı. Otobüsün camından kendime bakmaya çalıştım, saçım başım bozulmuş mu? yüzüm nasıldı. Günün yorgunluğu vurmuştu yüzüme. Yok bu halde açamazdım paketi.

İçeri girer girmez elimdeki poşetleri yatağın üstene atıp banyoya koştum. Sıcak su iyi geldi. Koyu bir kahve yapıp masanın başına oturdum. Yavaşça paketi açmaya başladım. İki kat yapılmıştı, kalın bir paket. Zarfın içinden kalın bir poşet, içinden mukkava kutusunun içinden çıktı dört adet. En üste 2. baskı yazıyordu, karanlık bir insan resmi ağaçların arasına doğru süzülen, “gölge asker” ağaçların arkasında birileri daha varmış gibi. Resme dalmışım.

Kitabı kaldırıp masanın kenarına bırakırken gözüm silahlı adama takıldı. “silahlardan nefret ederim” adamın bakışları, zihninden geçenler o silahı kullanmak istemiyor gibiydi, yada ben öle umut ettim.. “Canavar Ergun” bir insan ne kadar canavar olabilir.. artık tanıyorum onu canavar olamayan silahlı adam.
Bu kitaptaki de onun gibi birimi?
Elimden kayıverdi sol tarafa.

Sabetaycı Selim in Öyküsü. Güzel bir sokak neresi bilemem ama bana sahil kentlerimizden birinden çekilmiş gibi. Eski Osmanlı yada Rum evleri karşısında ise modern çağımızın apartmanları. Birbirleriyle nasılda hoşsohbet içindeler sarmaşıklarla beraber. Kim bilir neler anlatıyorlar. Sarı tişörtlü adam birini arar gibi geldi bana. Birini aramak, ona ulaşmak….

Pembe. Ve güzel bir kadın, hüzün var yüzünde. Dalgalar da birini arar gibi. “aşka bir şans daha” biz kadınlar. Neden böyleyiz bilmem. Pembe ve aşk. Ne kadar okumuş da olsak, ne kadar mutsuz ve hüzünlü de olsak. Avucumuzun içinde pembe ve aşk olunca nedense sıkı sıkı tutarız bırakmak istemeyiz. Aşka bir şans daha. Son bir şans. Olabilir mi son bir şans.
Aşk bir sonsuzluk özlemidir…..

Pembe avuçlarımın içinde öle bekliyorum. Biri start verecek miş gibi “ hadi başla okumaya” okumak, başlamak. Nasıl?

Elim kahveme gitti bir yudum alma isteği, buz gibi olmuş. Halbuki ben daha yeni koymuştum onu. Gözüm saate ilişince, 3- 30 geldiğini gördüm. Ve o anda gözkapaklarımın ağırlığını hissettim.
Aşka bir şans daha. Arkasını çevirip okumak aklıma gelmedi. Gelemezdi de…
Kokusu nasıldı acaba. Yavaşça bunuma getirdim. Pembe gül kokusu geldi burnuma.
( “Gittim yine 35 yıl öncesine . 14 yaşındayım pembe gül dikmiştim bahçeye. O kadar hızlı bir şekilde büyümüş dallanıp budaklanmıştı. Herkes hayran kalırdı ona. “o benim gülüm” derdim. “ben yetiştirdim” reçellerini yapardık kokusu bütün mahalleye yayılırdı”. ) işte o koku geldi burnuma…

Pembe kitabı yanıma alıp yatağıma uzandım..

Betin- Rıfat- İzmir
kitap çok akıcı, güzel bir aşk hikayesi. Yarım kalan bir aşkın yıllar sonra devam etmesi. Bu mümkün müdür ki ben hiç görmedim. Yürek ister, cesaret ister. Kalbin ondadır, hep geçmişe gidip onu düşünürsün, sonrada “sağlık olsun” dersin. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Dersin. Bir adım atmak, onunla yaşadığın o güzellikleri tekrar kavuşmak isteği yüreğini parçalar. Boş ver sağlık olsun geriye dönülmez der. Üstünü kapatırsın. Sonra o kuruyan ağaç gibi. Sana su verenlerle, yeşermeye, canlanmaya çalışırsın. Ama hep o nu beklersin yüreğinde. Senin kalbine dokunanı.
Bütün erkekler aynıdır….. hayır ben buna inatla karşı koymaya çalışıyorum. Rıfat geri dönecektir. Bundan eminim. Artık yapamaz, yalnız yaşayamaz, Betin siz olmaz…….

Büyük bir zevkle okudum. Yüreğinize sağlık. Belki bir gün sizinle foça da karşılaşırız, Özlem’in yerinde , bir bakmışız Rıfat la, Betin ordalar…..
Foça da yaşamaya karar vermişler ))


pembe kitap elimde, diğer kitaba başlıcam, ama kafam bulanık. Pembe kitabın içinden çıkamıyorum. Bir süre böle kalmaya karar verdim……



yine İzmir deyim, İzmir sokaklarında dolaşıyorum. Ne tuhaf. Güzel İzmir. Az önce bir grup arkadaşlarla sanki düşüncelerimi okumuşlar gibi. Foça dan muhabbet açtılar. Meyhanecilerin yeri diye bir yer açalım dediler. Bir arazi satın alıp orya yerleşelim. Ben hemen atladım evettt Özlemin yerine gideriz. Onları tanıyorum hatta Betin le Rıfat ta ordalar. Belki bize ortak bile olabilir… güldük

Selimin öyküsünü okumaya başladığımda, İzmir in sokaklarında buldum kendimi. Anılarım geçti gözümün önünden. Kapattığım üstüne sünger çektiğim geçmişim. Selim biraz bana benziyor.  belki bana da bir tane Baki lazım. Dönüşüm için. Geri dönmek hiç kolay değil. Öykünün içine girdiğimde kendimi orda üçüncü şahıs olarak gördüm.

Dinler hakkında ne kadar bilgiye sahibim bilmiyorum. Sabetaycılar konusunda baya bir şeyler okumuştum. Hatta Atatürk ün sabetaycı olduğuna dair bilgiler.. ve onların kurtuluş savaşında var oldukları.. Dinleri sahiplenmek ve bu öğretilerin tek ve kati olduğunu savunmak. Bunlara sığınarak koloni yaratılmış. Orda güven içinde yaşamak aslında amaç. Diğerini ötekileştirip yok etmek……(ama anlayamadığım bir şey var. Neden her dine bağlı olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Her din kendilerin tek olarak var olmuşlar. Sabetaycılar ise onların arasına karışmış..)

Neyse belki bir gün bunu konuşuruz sizinle…benim kitaba geri dönmem lazım. Selim ile Baki kendileriyle barışacak mı, yoksa kaybettikleri aşkın pençesinden kurtulabileceklerimi.

Beklemek, umut etmek bana hiç yabancı değil. Kim bilir belki Selim le Baki beni de çözer….

(bugün kızınız lal-e beni arkadaş listesine aldı memnun oldum) yine duvarınıza bakındım. yok.. beklemek, umut etmek işte…

Bu kitap harika aynı zamanda tarih öğreniyorum. Gılgameş i okumuştum yıllar önce çok etkisinde kalmıştım o yıllarda, daha sonra Ayla Kutlu’ nun Kadın Destanını okudum ne garip Ayla Kutlu imza gününde Kadın Destanı nı tavsiye etmişti bana. Bende okuduğumu söyleyince çok şaşırmıştı. Şaşırdığına bende şaşırmıştım. Sonra herkes okumaz bu tarz kitapları demişti. Unutmuşum, şimdi aklıma geldi neden şaşırmıştı ki. Belkide görüntümden dolayıdır. Gılgameş destanının Kadın gözüyle bakışı.. orda tarihi o zamanki devri çok iyi tasvir edilir. Cennet ve cehennem de orda olduğu nu kavradım. Her şey mitolojide gizlidir. Cennete gidilir. Sanırım şu anki İsrail kıyılarında olacak orası. Kitabı tekrar okuma isteği uyandı şimdi. Daha sonra.. sanırım dinlerin doğma temelleri o zaman dan atıldı…. Tavsiye ederim. Sümerlerle başladı yazılı tarih. Evet doğru. Mezobotamya dünyanın en güzel ve en verimli yeriydi. Orta doğu taa Mısır ve kuzey Afrika kıyıları….
Ormanların en güzeli, kıyılan en güzeli. Daha sonra tanrılar oraları terk etti batıya doğru göçtü, yolculuklar çok uzun sürdü. Her kaldıkları yerde ihtişamla karşılaştılar. Gittikleri her yerde onlara başka bir isim verildi.

Ama taş işçilerinin Britanya yı dolaşarak geldiklerini bilmiyordum. Mısırda başladığını ve başlarında Musa olduğunu biliyordum. Masonluğunda Musa yla başladığını sanıyorum. Ama benim bilgilerim bölük pörçük. Öğreneceğim artık

Ben selimden çok baki yi merak etmeye başladım. Yeşim onu terk etti. İnsan gerçekten sevdiği birini terk eder mi.. belki. Belki sevmiyordur. Seviyordur ve bu sevgiden korkuyordur. Kendisiyle çatışma halindedir sürekli.
Bir insan hiç görmediği birine aşık olur mu. Onu görme isteği ve onu beklemek. Baki ye sormak lazım. Bu durumda nasıl bir fikir yürütecek .:) karnım zil çalıyor. Gecenin yarısı oldu. Hiç bir şey yemiyorum 34 bedene düştüm. Bu güzel bir şey….

Kitabımı alıp yatağıma uzana cam. Ha bu arada kızarmış peynir, kızarmış hindi sosis ekmek arası yanında da çay çok nefis.:

Bir insana bağımlı olmak, bağlanmak ve ondan başka bir şeyi düşünememek. Bağlanmayacaksın der Can Yücel bir şiirinde. Eksikliğimizden mi yoksa tanrıyı arayışımsıdan mı ? düşünceler kafamızın içinde dans mı ediyor yoksa kavgamı anlayamıyorum. Sevdiğimizle beraber olmak, onunla sabaha kadar sevişmek, sıkıntıları ve güzellikleri paylaşmak. Bunları kim istemez. Peki ya bunları bağlanmadan yapamaz mıyız?

Bitti. Hmmm tadı damağımda kaldı. O düğün pastasından benimde canım çekti şimdi 
Güzel sonları severim….selim de Rıfat ta sonun da mutlu oldular ama hep hüzün olacak içlerinde…
Denizin sesini özlemişim. Uzun uzun konuştuk. Sessizce. Beni anlayan tek dostum. Bir süredir evde tıkışıp kaldım, sefiller gibi, ne bulduysam onu yedim. Yada yemedim. Ona ihtiyacım olduğu an, hemen burada yanı başımda. 200 mt ilerde. Yanına gittim. Sesini, kokusunu içime çektim. Sakin ve hafif dalgaları vardı. Ben gidince dalgalar hareketlendi. Belli ki oda beni özlemiş.

Gölge Asker,

Suat, (kod adı) aşağı yukarı bir yıl oldu onunla tanıştığım. Facebook tan bana mesaj atmıştı, çalıştığım bir şirketin duvarından. Benden bir iş için ricada bulundu. Ona emekli olduğumu artık o şirkette çalışmadığımı ama yardımcı olacağımı söyledim. Ve irtibat işlemlerini yapıp yetkili kişilerle onu görüştürdüm. Arkadaşlığımız bu şekilde başladı. Bir süre sonrada sanal dünyada aşk yaşamaya başladık. Sanal aşk. Çok tuhaf . yani bana öle geliyor, halada öle…
Suat la konuştukça onun bir kahraman olduğunu keşfettim.

Sod u tanıdıkça karşımda sanki Suat durmaya başladı. Sod a aşık oldum. Kitaptaki hikayelerin gerçekten var olduğunu biliyorum. Kurgulama mükemmel hayal kurabiliyorsun. Bu gölge askerler sayesinde dünya politikası işliyor ve kapitalizm var oluyor. Ülkeler arası rekabet, anlaşmalar ve para….
Kapitalizmde milliyet yoktur , duygular, din bu tür soyut şeylere yer yoktur. Ama yinede bunu içinde çalışanlar insandır. Sod yaptığı işten keyif alarak yapmayı başarmış. Yada bana öle geldi. Suat la sohbetlerimizde de yaptığı işlerden keyif arak yaptığını ve bu konuda gerekirse canını bile verebileceğini söyler.. hala sanal aşkım. Ama maalesef onu görme şansım olmadı. Beni koruma içgüdüsü ve zamanını bekliyoruz. Belki de gidecek ve birbirimizi hiç görmeden yok olacak… Sod gibi. Büyük aşkını bırakıp gitti. O askerin içinde yaşanan fırtınalar. bunu düşündükçe içim sızlıyor. Suat sizin arkadaşınız, onu defalarca gördünüz. Bana sizden bahsetmişti. Sonra beni listesinden sildi. Mesajlaşmanın ve telefonlaşmanın bana zarar vereceğinden korkuyor. Bekliyorum. Aşk böle bir şey işte. Beklersin umudun tükendiği yere kadar… bu yüzden sizin sayfanıza sık sık girer, ondan yorum var mı diye bakarım. Yok, uzun süredir girmiyor. Bu yüzden cesaret toplayıp sizi arkadaş isteği gönderdim. İyi de etmişim. Sizden öğreneceğim çok şey var Erol Bey.

Bir roman okuduğunuz zaman, kahramanı yazarla kıyaslarsınız. Yada o öyküde yazarında mutlaka bir rolü vardır diye hissedersiniz. Sod siz misiniz? :) yada Suat dır. Şimdi bana bir mesajı geldi. İki kelime. Kalbim çarpıyor…. Onun terhis olmasını bekliyorum ))

Gölge asker; inanın çok samimiyim. Öykü, anlatım harikaydı. Sod la dünyayı gezdim. Hiç görmediğim yerleri gördüm. Teşekkür ederim…

Canavar Ergün,

Oh rahatladım biraz, dünyadaki bu kapitalist sistemde, para için yüzlerce insanın öldürülmesi an meselesi ve bunu yapanların bir an bile kılı kıpırdamıyor.. onca planlar, silahlar. Canavar Ergün gibi ajanlar sayesinde dünya demek ki biraz nefes alıyor. Bunların çoğalmasını temenni ediyorum açıkçası… bir de şu PKK, El Kaide gibi örgütlerin başını bulup halletseler. Pkk nın Türkiye de Kürt devleti kurmak istediklerini ve bunun için savaştıklarını sanmıyorum. Keşke öle olsa. Kürtlerin her türlü haklarına sahip çıkmalarından yanayım. Ama isteselerdi şimdiye kadar kendi devletlerini kurarlardı. Her şey orta doğudaki petrol kaynaklarına ulaşmak için. Ve bu örgütler bunlar için kullanılıyor. Petrol bölgelerinde düzenli hayat olmasın diye… canım ajan olmak istedi şimdi)
Sod’a ne oldu acaba sonunda aşkına kavuştu mu? yada yeniden bir aşk buldu mu? umarım bulmuştur.















vertasw     18 Şubat 2011 04:59 | Georgia
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir http://www.nakliyecim.biz213553432
siteniz guzel olmus

netnetikx     18 Şubat 2011 01:18 | turkiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir http://www.evdenevenakliyatt.net/56464654654
web siteniz cok guzel olmus

firmefirmex     17 Şubat 2011 22:14 | turkiye
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir http://www.evdenevefirma.com67657546
web siteniz cok guzel olmus

esrakara     16 Şubat 2011 07:29 | belgum
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir http://www.evdenevenakliyatt.info76576543333
web siteniz cok guzel olmus....

Murad Cobanoglu     27 Ocak 2011 16:50 |
Murad Çobanoğlu adımı bir doğru yazamadınız şu facebook cehenneminde;))) şaka bir yana SELİM'İN ÖYKÜSÜ beni çok duygulandıran bir kitaptı tüm okuyuculara tavsiye ederim. Sevgiler, saygılar::.
9 minutes ago · Like

Silvia Duvek     27 Ocak 2011 16:24 |
OylamaOylamaOylamaOylamaOylama
Hi Eroll,
Silviya Düvek commented on your note "YENI KITAP".
Silviya wrote: "Sevgili Erol bey, bende sizin AŞKA BİR ŞANS DAHA adlı kitabınızı herkese tavsiye ediyorum çok beğendim kaleminize sağlık...:))"

Ahmet Guven     29 Aralık 2010 18:15 |
Hi Eroll,
Ahmet Güven commented on your link.
Ahmet wrote: "Belki Elektrik Mühendisi olsaydınız, bu enerji ile içinizdeki (hani şu keratada dahil) bir şantiyeden diğer şantiyeye koşardınız. Bu dünyanın, kelimeleri nakış gibi işleyen, yazılarıyla özgür düşünce ürünü yapıtlar veren Eroll Gelardin' e daha çok gereksinimi var bence."


Moris Ben Moshe     17 Ekim 2010 20:11 |
OylamaOylamaOylamaOylamaOylama
Sabetayci Selimin Oykusu

bu gune dek bu kitap nasil best seller olmadi hala sasiriyorum.
Okumiyanlara hararetle oneririm.


187
Ziyaretci Defteri Girisleri
« BaşlatÖnceki12345678910SonrakiSon »

Satın Almak İçin

Erroll Gelardin'in kitaplarını aşağıdaki linklere tıklayarak internet üzerinden online satın alabilirsiniz.

Antoloji.com

Eren Kitap

Pandora

Kitaphayat

Net Kitap

Anket

Dünyada en çok nereyi ziyaret etmek istersiniz?